İslâm devrinde büyük küçük on iki devlet veya hânedanın idaresi altında kalmış, Evliya Çelebi’nin Oğuz Taifesi Şehri,Selçukluların Kubbetü’l İslâm, Osmanlıların Ata Şehri adını verdikleri “Ahlat’a Ortaçağ Türk mimarisi mezar tiplerinin topluca incelenebileceği, benzeri bulunmayan bir açık hava müzesi görünümü kazandıran ilgi çekici mezar abideleri,çoğunlukla Meydan Mezarlığı çevresinde ve Ahlat’ın eski mahallelerinde yer almaktadır.Bunlardan sayıları bin civarında olan şâhideli mezarlar,özellikle alışılmış ölçülerden çok büyük,3.50 m.yüksekliğe varan ve her cephesinde süsleme bulunan dikdörtgen pirizma şeklindeki şâhideleriyle Ahlat mezar taşlarını karakterize ve temsil etmektedirler.” Cumhuriyet döneminde bölgede araştırma yapan yerli araştırmacıların başında gelen tarih öğretmeni Abdürrahim Şerif [Beygü], “Ahlat Kitabeleri “ adlı eserinin mukaddimesinde “Harap camiler, birçok kümbetler,türbeler zaviyeler, harap mahzenler, mağaralar,kale ve hamam enkazı gibi ecdadımızın tarihi hatıralarını yad eden bu âsar ve mahkukât bakiyelari karşısında hayret ve takdir duydum.Hep tarihi olan bu millî mevcudiyet ve âsarımızın bu kadar zengin hatırat ve menabîini sinesinde saklayan Anadolu’da diyebilirim ki pek az bir şehir Ahlat derecesine çıkabilir.” tespitinde bulunur.Gözden geçirdikleri bin kadar mezar taşından ancak yüz on sekiz anıtsal değerdeki Ahlat mezar taşını,sanat tarihi ve arkeolojik açılardan değerlendirip kataloğa alan Prof.Dr.Beyhan Karamağaralı “Üzerlerindeki yazıların her birinin ayrı bir anlam ifade ettiği ve dünyada eşine rastlanmayan şekillerin de bulunduğu, Türkiye’nin,hatta bütün İslâm aleminin en büyük tarihi mezarlığı Ahlat’tadır.Ahlat mezar taşları hem ölçü hem muhteva bakımından bir anıt karakterindedir.Bu mezar anıtları Türk sanatının ve kültür tarihinin sekiz yüz yıllık belgeleridir.” “Ahlat mezar taşlarının özelliklerini tespit edebilmek için Anadolu’nun diğer bölgelerinde yapılmış mezar taşlarını ve mezar taşlarına işlenen sembolleri belli başlı vasıfları ile gözden geçirmek zaruri olmuştur.” değerlendirmesinde bulunduktan sonra,yaptığı uzun ve zahmetli bir gözden geçirmenin sonunda “Özellikle Anadolu’daki XII ve XV.asır mezar taşlarının çeşitli bölgelerde gösterdiği özellikleri imkan nisbetinde tesbite farklılıkları tahkike çalıştık. Bütün bu bölgeler içinde Ahlat mezar taşları, sayıları, abidevi karakterleri,tip ve tezyinatlarının özelliği ve tarihi ehemmiyeti dolayısıyla müstesna bir yer işgal etmektedir.” demek suretiyle Ahlat mezar taşlarının önemine çok yönlü bir bilimsel dikkat çekmektedir.Bununla birlikte: “XVIII. yüzyılda yaşamış Türk âlimi Kâtip Çelebî, Ahlat’ın havasının güzelliğini, bağlı, bahçeli bir şehir olduğunu,hatta bir elmasının yüz dirhem geldiğine dair bilgileri kaydetmesine karşı,tarihi eser ve kalıntılara ilişkin bilgileri kaydetmemesi ,1655 yılında Ahlat’ı ziyaret eden Evliya Çelebî şehirde gördüğü eserler ile yıkıntı ve kalıntılardan Ahlat’ın önemini anlamasına rağmen,onları yakından tanıtmaması,1923 ve daha sonraki yıllarda öğretmen olarak bölgede görev yapan Abdurrahim Şerif ‘in Ahlat Kitabeleri adlı çalışmasında, kümbetler ve kalede bulunan iki camiye ait kitabeleri tam kaydetmesine rağmen,mezar taşı kitabelerinden sadece ehemmiyet verdiği otuz dört mezar taşı kitabesine yer vermesi,son olarak yakın geçmişte yapılan çalışmalarda da sayıları oldukça fazla olan mezar taşlarından, çok az sayıdaki mezar taşının kitabesinin okunup tanıtılması,bu bağlamda çok daha geniş bir değerlendirme yapılmasını geciktir(miş)mektedir.